Eğitim

Otizmin bilinen kesin bir nedeni olmasa da otizmli bireylere üst düzey fayda sağlayacak en etkin yöntemin “yoğun özel eğitim” olduğu bilinmektedir.

Özel eğitimde ise değerlendirmelerle bireye uygun amaç ve kazanımlar belirlenerek, bireye uygun yöntem ve tekniklerle, uzman personeller ile bu davranışlar kazandırılmaya çalışılır.

Otizm alanında kullanılan eğitim yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Bir eğitim yönteminin yararları, her bireyde farklı sonuçlar ortaya çıkabilir.

Otizmli bireylerde kullanılan eğitim yöntemlerinden bazıları şunlardır:

- Uygulamalı Davranış Analizi

- Ayrık Denemelerle Öğretim ve Yanlışsız Öğretim

- Erken Yoğun Davranışsal Eğitim

- Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim

- Replik Silikleştirmeyle Öğretim

- Videoyla Model Olma

- Fırsat Öğretimi

- PECS

- Sözel Davranış

- İşlevsel Değerlendirme ve Analiz

- Akran Aracılı Uygulamalar

- TEACHH

- İlişki Temelli Yöntemler

- Sosyal Öyküler

- Kolaylaştırılmış İletişim

 

* UDA/ABA (Uygulamalı Davranış Analizi): Sosyal açıdan önemi olan davranışları değiştirmeyi amaçlayan, davranışçı kuramın öne sürdüğü bu yöntem, birey davranışlarını ve bu davranışlarla ilişkili çevresel özellikleri objektif olarak analiz etmeye dayalıdır.

* Ayrık Denemelerle Öğretim (Lovaas Tekniği): Bire bir öğretim oturumunda art arda pek çok öğretim sunumu yapılmasıdır. Bu sunumlarda çocuğa bir soru, komut ya da araç yöneltilir; karşılığında çocuktan bir tepki beklenir, doğru tepkiler ödüllendirilir; yanlış tepkiler ise düzeltilir. Bu sistemle otizmli çocuklara tüm gelişim alanlarından beceriler kazandırılabilir.

Ayrık denemelerle öğretimin daha sistematik biçimi olan yanlışsız öğretimde ise öğretim sırasında çeşitli ipuçları kullanılır. Böylece, çocuğun yanlış yapma olasılığı en aza indirilir. Çocuk ipuçları yardımıyla belli davranışları yapar hale geldikten sonra bu ipuçları yavaş yavaş ortadan kaldırılır.

* Erken Yoğun Davranışsal Eğitim: Uygulama olabildiğince erken yaşta ve bire bir öğretimle başlatılır ve haftada 20-40 saat olarak yürütülür. Uygulamada önceleri ayrık denemelerle öğretim tekniği kullanılırken giderek başka teknikler ve grup eğitimi de işin içine katılır. Uygulama çoğunlukla her çocuğun kendi evinde yürütülür. Ayrıca, tüm gelişim alanlarını kapsayan bir müfredat izlenir.

* Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim: Etkinlik çizelgeleriyle öğretimde çocuğa öğretilecek beceri küçük basamaklara bölünür ve bu basamakları gösteren bir görsel çizelge (örneğin, fotoğraflı defter) hazırlanır. Daha sonra ise çocuğun bu çizelgeyi takip ederek (örneğin, defterin sayfalarını çevirerek), her bir basamağı yapması sağlanır. Basamakları yapabilmesi için çocuğa fiziksel yardım sunulur. Örneğin, çocuğun arkasında durulup elinin üzerinden tutularak defterin sayfasını çevirip fotoğrafta gördüğü şekilde aracı tutması sağlanır. Öğretim sırasında kullanılan ipuçlarının sistematik olarak sunulmasında ve ortadan kaldırılmasında ise yanlışsız öğretim tekniklerinden yararlanılır.

Etkinlik çizelgeleriyle öğretim otizmli çocukların başkalarından bağımsız olarak çeşitli becerileri, özellikle de öz bakım, günlük yaşam ve serbest zaman becerilerini yerine getirebilmelerini sağlamada çok etkilidir. Çocuğun özelliklerine göre çizelge olarak, tek sayfalı ya da çok sayfalı yazılı ya da görsel materyaller kullanılabileceği gibi, bilgisayar gibi teknolojik araçlar da kullanılabilir.

* Replik Silikleştirmeyle Öğretim: Çocuklara; etkileşime girme, sohbet başlatma ve sürdürme becerilerini öğretmek amacıyla kullanılmaktadır. Replik silikleştirmeyle öğretim, otizmli çocukları ipucu vererek konuşturmak ya da sorularımıza cevap verdirmekten daha fazlasını amaçlamaktadır. Amaç onlara bizlerle karşılıklı sohbet etmeyi öğretmektir. Örneğin, bir çocuğun repliği öğle yemeği sırasında yanında oturan arkadaşına sabah neler yaptığına ilişkin sorulacak bir sorudan; bir başka çocuğunki ise birinin yanından ayrılırken “görüşürüz” demekten oluşabilir. Yazılı ya da sözlü olarak sunulan replik modelleri zamanla ortadan kaldırılır. Böylece, çocuk herhangi bir yardım olmaksızın o ifadeyi uygun zamanlarda kullanır hale gelir.

* Video ile Model Olma: Videoyla model olma uygulamasında çocuğun kazanması hedeflenen becerilerin bir model tarafından sergilenmesinin videoya kaydedilmesi ve çocuğun bu görüntüleri izleyerek davranışı öğrenmesi hedeflenir. Videoyla model olma uygulamasının gerçekleştirilebilmesi için çocuğun taklit etme becerisine sahip olması beklenir. Videodan model olma otizmli çocukların gözlemleyerek öğrenmelerini geliştirmek açısından önemlidir.

* Fırsat Öğretimi: İletişim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Fırsat öğretimi uygulamaları için çocuğun iletişim girişiminde bulunmasına zemin hazırlayacak bir çevresel düzenleme yapılır. Örneğin, çocuğun görebileceği ama ulaşamayacağı bir yere çocuğun çok sevdiği bir oyuncak konur. Çocuk oyuncağa uzanma girişiminde bulunduğunda ise çocuğun oyuncağı istemek için sözel ya da jestsel bir iletişimsel davranış yapması cesaretlendirilir. Çocuğun iletişimsel çabaları, çocuğun istediği yerine getirilerek ödüllendirilir. Giderek çocuktan daha gelişmiş iletişimsel davranışlar beklenir ve gerektiğinde çocuğa model olunur.

Temel tepki öğretimi adıyla bilinen teknik de fırsat öğretiminin bir uyarlaması olup otizmli çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır.

* PECS: Otizmli ve gelişimsel problemleri olan bireylere hızlı bir şekilde işlevsel iletişim becerileri kazandırmak amacıyla geliştirilmiş resim değiş tokuşuna dayalı bir sistemdir. PECS’ in amacı bireye temel iletişim becerilerini kazandırmaktır. PECS iletişim problemi olan tüm bireylerde kullanılabilir. Diğer iletişim yöntemleri göz teması kurabilme, motor ve ses taklidi yapabilme gibi ön beceriler gerektirir. PECS bu programlarda yaşanan sıkıntılara çözüm üretmek ve temel becerileri hızla kazandırmak üzere geliştirilmiş bir programdır.

* Sözel Davranış: Bu yöntemde çocuklara işlevsel iletişim becerileri kazandırmak amacıyla çeşitli davranışsal uygulamalar yapılır. Bu uygulamalarda öncelikle istek bildirme ve isimlendirme/betimleme becerilerini kazandırmak hedeflenir. Daha sonra ise daha üst düzey iletişim becerilerini kazandırmak için planlama yapılır.

Sözel davranış yönteminde alıcı dil becerilerinin belli bir düzeye gelmesi beklenmeksizin, ifade edici dil becerileri üzerinde çalışılmaya başlanır. Bu yöntemde her zaman için işlev biçimden daha önemli görülür. Dolayısıyla, ilk basamak olan istek bildirme öğretimi sırasında çocuğun gerçek bir istek bildirme bağlamında konuşma, jest, işaret ya da herhangi bir başka yolla istek bildirmesi ve isteğine ulaşması sağlanır. Bu öğretimi, diğer dil becerilerinin öğretimi izler.

* İşlevsel Değerlendirme ve Analiz: Geleneksel davranış yönetimi sistemlerine bir alternatif olarak geliştirilmiştir. Uygulamanın amacı, davranış sorunlarının işlevlerini belirleyerek aynı işlevlere yönelik uygun davranışlar kazandırmaktır. Davranış sorunlarının temel işlevlerinin başkalarının ilgisini elde etmek, nesne ya da etkinlik fırsatı elde etmek, istenmeyen etkinliklerden kaçmak ya da duyusal haz elde etmek olduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli çocuklarda sık rastlanan öfke nöbetlerinin genellikle ilk üç işleve hizmet ettiğini; kendini uyarıcı davranışların ise esas olarak duyusal haz elde etme işlevine sahip olduğunu göstermektedir. Bu işlevlere yönelik uygun davranışların kazandırılmasında, başta ödüllendirme olmak üzere davranış artırmaya yönelik teknikler (örneğin, şekil verme ve zincirleme) kullanılmaktadır.

* TEACCH: Programda otizmli çocuğun becerileri, ilgi alanları ve gereksinimleri temel alınır. Bu yöntemde, çocuğun çevreye uyması değil, çevrenin çocuğa uyması amaçlanır. Dolayısıyla, fiziksel ortam özel olarak yapılandırılır, etkinlikler tahmin edilebilir şekilde düzenlenir, takip edilebilecek görsel planlar hazırlanılır ve yapılandırılmış çalışma alanları kullanılır. Çocuklar kendilerine ait çalışma köşelerinde görsel planlarını takip ederek belli becerileri yerine getirirler. Böylece başkalarına bağımlılıkları en aza indirilmeye çalışılır.

* İlişki Temelli Yöntemler: Çocuklarda duygusal gelişimi ve bağlanmayı ön planda tutan yöntemlerdir. Bu yöntemler içinde en popüler olanlar Floortime (DIR) ve RDI’dır. Bu yöntemlerde çocukla serbest oyun ortamlarında sosyal etkileşimlerde bulunmak esastır. Böylece çocuğun sosyal etkileşimlerde bulunma becerilerini geliştirmek ve bu becerilerden keyif almasını sağlamak hedeflenir. Etkileşimler sırasında çocuğun liderliği izlenir ve çocuğun her yaptığının derin bir anlamı olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, çocuğun yaptıkları engellenmez ya da kesintiye uğratılmaz; tam tersine, çocuğun yaptıklarına benzer şeyler yaparak çocukla etkileşimde bulunmaya çalışılır. Floortime’dan farklı olarak RDI’da dinamik zekayı geliştiren etkinliklerin de yer aldığı öne sürülmektedir.

* Sosyal Öyküler: Sosyal öyküler hazırlanırken, okuma-yazma bilen çocuklarda basit cümlelerden, okuma-yazma bilmeyen çocuklarda da resimlerden yararlanılarak öyküler hazırlanır. Hazırlanan öyküler çocuklara sosyal ortamlarda ne yapmaları gerektiğini anlatır. Sosyal öyküler ile belli sosyal becerileri öğrenen çocuk öykünün sahibi olmalıdır; yani öykü onun için yazılmış olmalıdır.

Bu öykülerin çoğu sosyal davranışın içindeki “nasıl”ı ve bazı “neden”leri açıklamaktadır. Her öykü, çocuğun anlamakta güçlük çektiği durum hakkında ayrıntılı bilgi vererek başlar. Sonra öykünün nerede geçtiği, kimlerin olduğu, çekilen zorluğun doğası ve gerçek yaşamda ne olduğu öyküye dahil edilir. “Genelde” ya da “yapmayı, etmeyi deneyeceğim” sözleri cümlelerde kesin sözler yerine tercih edilir. Bunun sebebi hata veya istisnaya da yer vermektir. Çünkü otizmli çocuklar kendisine söyleneni anladıktan sonra kuralda yapılacak bir değişikliği ya da uyarlamayı kabul etmekte çok zorlanmaktadır.

* Kolaylaştırılmış İletişim: Yardımlı iletişim olarak da bilinen kolaylaştırılmış iletişim sözel iletişim kuramayan otizmli çocuklarla kullanılan bir alternatif iletişim yöntemidir. Bu yöntem, çocuğun mesajının, bir yardımcının fiziksel desteğiyle yazılı hale getirilmesidir. Yardımcı, çocuğun elinden ya da bileğinden tutarak çocuğun klavye üzerinde yazı yazmasına yardımcı olur. Bazı sistemlerde çocuğun yazdıkları sözlü hale dönüşür. Bu yöntemin kullanılabilmesi için otizmli çocuğun okuma-yazma bilmesi gerekmektedir.

Eğitimin yanı sıra uygulanan bir takım terapi yöntemleri de çocuğun ihtiyaç durumuna göre özel eğitimin yanında kullanılmaktadır.

DİL KONUŞMA TERAPİSİ: Otizmde karşılaşılan sorunlardan en önemlisi otizmli bireyin sosyal iletişimidir. Sosyal iletişimi en etkili gerçekleştirmenin yolu sözel ve sözel olmayan biçimleriyle dil kullanmaktan geçer. Dili başkalarını anlamak ve kendimizi anlatmak için kullanırken dilin ses sistemi, dilbilgisi sistemini bilmemiz gerektiği kadar, dili nerde, ne zaman, kime, nasıl kullanacağımızı belirleyen sosyal boyutunu da öğrenmemiz önemlidir. O halde, dil-konuşmanın, sosyal etkileşime girmenin de en temel unsuru olduğu göz önüne alındığında dil ve konuşma terapisinin önemi ve gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle de ileri ülkelerde dil ve konuşma terapistleri ayırıcı-tanı sonrasında da eğitim müdahalelerine yönelik bireyselleştirilmiş program geliştirme ve uygulama ekibinde yer almakta ve gerek terapi/öğretim yaparak gerekse danışmanlık hizmetleri vererek ilgili öğretmenler, aileler ve uzmanlar ile işbirliği içinde çalışmaktadır. Otizmli çocuklara verilen dil ve konuşma terapisi özel eğitimle birlikte götürüldüğünde çocuğun bu sorunlarına etkili bir şekilde müdahale edilebilmektedir. Kuşkusuz, gerektiğinde diğer disiplinlerin (fizyoterapi, iş-uğraşı terapisi, gibi) desteğine de yer verilmesi sonuçların verimliliğini arttıracaktır. Dil ve konuşma terapistleri, otizmli bireylerle çalışırken alanda geliştirilmiş bilimsel dayanaklı uygulamaları kullanmaktadırlar. 

Dil konuşma terapisi; otizmli bireylerin konuşmaya başlamasında ve gelişmesinde çok etkilidir. Ancak unutmamak gerekir ki otizm bir konuşmama sorunu değil iletişim gönülsüzlüğüdür. Konuşma çok önemli bir beceridir ancak sorunun kaynağı veya çözümü değildir. Her otizmli çocuk için de mutlaka dile konuşma terapisine ihtiyaç olmayabilir. Çocuklar iletişime açıldığında ve ifade edici dil/alıcı dil becerileri özel eğitimle kazandırıldığında dil terapisine gerek kalmayabilir. Özel eğitim öğretmeninin yönlendirmesi bu konuda çok önemlidir.

DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİ: Duyusal bütünleştirme, duyu bütünleme (SI: Sensory Integration) terapisi, otizmli çocuklarda duyu organlarının sağladığı bilgileri algılama, işleme ve anlamlandırma yeteneğinde bazı sorunlar olduğunu varsayar. Dolayısıyla, bu sorunları gidererek ve duyusal bütünleştirme yeteneğini geliştirerek zihinsel işlevleri artırıp, davranış sorunlarını azaltmayı hedefler. Genellikle uğraşı terapistleri (ergoterapistler) tarafından yürütülen duyusal bütünleştirme etkinlikleri arasında; vücudu fırçalamak, koordinasyon çalışmaları, hassasiyet çalışmaları, hamakta sallanmak vb. sayılabilir.

Duyusal bütünleştirme otizm alanında 1970’lerden bu yana yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu alan da en sık duyacağınız terapi çeşididir. Duyu bütünleme terapisini ergoterapistler uygulayabilirler. Fizyoterapist ve dil terapistleri ise bazı fark derslerini almaları koşulu ile uygulayabilirler.

Özellikle erken çocukluk döneminde ciddi katkı sağlayan bir terapi çeşididir. Her çocuğun farklı geliştiği dikkate alınarak öncelikle mutlaka duyu profillerinin çıkarılması ve bu destekleyici eğitimi özel bireysel eğitim yanında almaları önerilmektedir.

İŞİTSEL BÜTÜNLEME TERAPİSİ: İşitsel bütünleştirme terapisi (AİT: Auditory Integration Training) Berard tarafından Fransa’da geliştirilmiş olup, daha sonraları Tomatis, Earobics, Fast for Words gibi isimlerle de uygulanmaya başlamıştır. İşitsel bütünleştirme terapisinin başında çocuğun hangi frekanslara karşı aşırı hassas olduğu belirlenir ve terapi seanslarında bu frekanslardan arındırılmış olan müzikler çocuğa kulaklıklardan dinletilir. Bu yöntemin bazı seslere ilişkin aşırı hassasiyeti ve davranış sorunlarını azalttığı yönünde araştırmalar olduğu gibi, işe yaramadığı ya da davranış sorunlarını artırdığı yönünde de araştırmalar vardır.

Altı deneysel araştırmanın verilerini tekrar inceleyerek 2006 yılında bir sistematik derleme çalışması yürüten Sinha ve arkadaşları, bu araştırmalarda çeşitli yöntemsel olarak tekrar ele alınması gerektiği sonucuna varmışlardır.

Bu terapinin başarısı çocuktan çocuğa değişkenlik gösterebilmektedir.

MÜZİK TERAPİSİ : Müzik terapisi birlikte şarkı söyleme, enstrüman çalma ve müziğe dansla eşlik etme etkinlikleri aracılığıyla sertifikalı terapistler tarafından uygulanan terapi yöntemidir. Otizmli çocuklarda müzik terapisinden umulan yararlar şöyle sıralanabilir:

* Duygusal bağ kurma: Müzik terapisinde yer alan etkinliklerin çocuğun terapistle ve başkalarıyla duygusal bağ geliştirmesine yardımcı olması beklenir.

* Sözel iletişim ve bedensel dilin kullanımını artırma: Müziğin iletişim isteklerini artırması beklenir.

* Davranış sorunlarını azaltma: Enstrüman kullanımı ve dans sırasında çocuğa görsel, dokunsal ve işitsel uyaranlar birlikte ulaşır. Bu uyarılmanın çocuğun ince ve kaba devinsel gelişimini artırabileceği, kendisinin farkına varmasını kolaylaştırabileceği ve uygun olmayan davranışlarını azaltabileceği düşünülür.

* Başarı duygusunu yaşatma: Enstrüman çalmak, şarkı söylemek ya da dans etmek çocuğun başarı duygusu yaşamasını sağlayabilir.

Nörotipik veya tipik her çocuğun keyif alacağı bir terapidir. Müziğe yetenekli çocukların mutlaka deneyimlemesini tavsiye edilmektedir.

SANAT TERAPİSİ: Sanat terapisinde; resim, seramik, heykel vb. plastik sanatların bireyin kendini ifade etmesine aracılık ederek bireyin duygusal olarak rahatlamasını sağlaması hedeflenir. Diğer bir deyişle, sanat terapisi, bireyin başka yollarla ifade edemediği duygu ve düşüncelerinin sanatsal üretimlerle açığa çıkmasını sağlamaya çalışır. Ayrıca motor becerilerini ve koordinasyon becerilerini geliştirmesi hedeflenir.

Sanat şemsiyesi altındaki herhangi bir terapi yönteminin ana amacı, estetik yönün yaşanması ve ortaya çıkabilmesi için güvenli ve yargılamayan bir ortamın oluşturulmasıdır. Sanatsal etkinliğin doğası, etkin şekilde bir nesne ile uğraşmayı, risk almayı ve bireyin kendini ifade etmesini içermektedir. Sanat yapılırken; şekillerin ve hacmin bilişsel gelişime, renklerin, kokuların ve dokuların duyulara; genel sürecin ise fiziksel koordinasyona yararı olduğu varsayılır. Böylece hem estetik farkındalığın hem de çeşitli becerilerin gelişmesi beklenir. Sanatın, çocuğu cesaretlendirerek, onu teşvik ederek iletişim yolunu açacağı umut edilir. Sanat terapisi sanata yetenekli çocukların mutlaka deneyimlemesi gereken bir yan terapi çeşididir. 

DRAMA TERAPİSİ  Drama terapisinde amaç, sahne sanatlarında yer alan rol oynama, öykü anlatma vb. etkinlikleri kullanarak kişilerin duygusal gelişimlerine ve kendilerini ifade etmelerine katkıda bulunmaktır. Drama terapisi sırasında uygun olmayan davranışlar da çeşitli hareketlere dönüştürülmeye çalışılır. Terapiden beklenen yararlardan biri de bireyin üretken kapasitesine ulaşmasına yardım etmektir. Bazı oyun yöntemleriyle nesneleri araç olarak kullanarak, insanlarla ilişki kurmak geliştirilmeye çalışılır. Sosyal becerilerin gelişmesinde faydalı olabilir.

HAYVAN TERAPİLERİ: Otizmli çocukların tedavisinde hayvan-çocuk etkileşimi kurarak, çocukta duyusal açıdan gelişme sağlamayı hedefleyen terapilerdir. Ata binme, yunuslarla terapi, köpekle terapi gibi uygulama türleri vardır. Bu terapilerle ilgili olarak yürütülen çalışmalarda genellikle otizmli çocukların kaygı ve stres düzeylerinin azaltılmasında yararları olabileceği savunulmaktadır.  

SPOR TERAPİ: Bireylerin akademik ve davranışsal eğitimlerinin yanı sıra, bu bireylerin atletizm, jimnastik, futbol, voleybol, basketbol ve masa tenisi gibi spor faaliyetlerini destekleyici, günlük yaşam içerisinde motive olmalarını sağlayıcı ve meşguliyet kazandırma niteliği taşıyacak şekilde sunulan hizmetleri de kapsamaktadır. Spor eğitimi özel eğitim ve duyusal bütünlemenin yanı sıra tamamlayıcı olarak tavsiye edilen bir eğitimdir.

 

(Kaynak: Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Uzm. Dr. Tuba Mutluer)